gazeteniz

İran'lı uzman yazdı : Ermeni-Azeri çatışmasında Türkiye'nin rolü İran penceresinden nasıl görünüyor ?

0 Yorum 3699 görüntüleme
İran'lı uzman yazdı : Ermeni-Azeri çatışmasında Türkiye'nin rolü İran penceresinden nasıl görünüyor ?

İran'ın Azerbeycan ve Ermenistan arasında sıcak çatışmaya dönüşen Tavuz bölgesindeki son olaylara bakış açısını da yansıtan analizini Kafkasya Masası Uzmanı Salar Seyfuddin yazdı

Salar Seyfuddin

2020 Temmuz ayının ortalarında, Ermenistan Silahlı Kuvvetleri ve Azərbaycan Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, birkaç gün Ermenistan sınır bölgelerinden Tavuş’ta baş vermiş sınır çatışmalarına katıldı. Genellikle bu tür çatışmalar Karabağ'da yaşanır, ancak bu kez çatışmalar, Dağlık Karabağ Çatışmasının ana bölgesinden oldukça uzaktı.

İki ülke arasında önceki yıllarda da Tavuş, Ermenistan Cumhuriyeti ile sınırı olan Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti’nin Sederek Rayonu ve Dağlık Karabağ sınırlarında çatışmalar ve gerginlikler yaşandı. Ancak, bu yeni çatışmalar, doğasıyla basit ateşkes ihlallerinden farklı görünmektedir.

Rusya’nın başlangıçta çatışma konusunda oldukça dengeli bir tutum sergilemesine rağmen, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yaptığı açıklamalarda dolaylı olarak Rusya’nın çatışmada rolü olduğunu ima etmekten kaçınmadı. Ardından, Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun Kafkasya Operasyonuna değinen Erdoğan, «Ecdadın asırlar boyunca yerine getirdiği bu görevi biz de son nefesimize kadar yürüteceğiz.» ifadesini kullandı.

Daha sonra, 23 Temmuz’da, Rusya Silahlı Kuvvetleri Ermenistan Silahlı Kuvvetleri’yle birlikte başarılı sonuçlanan ortak askeri tatbikatlar düzenledi, buna cevap olarak Bakü, her ne kadar planlandıkları belirtilmiş olsa da, Türk ordusuyla ortak askeri tatbikatlara ev sahipliği yaptığını açıkladı.

Rusya’nın, kendi gaz ihracatında azalmaya yol açabilecek yeni Bakü-Ankara doğal gaz ihracat projesiyle ilgili bazı endişeleri var gibi görünüyor.

Türkiye’nin, Rusya’dan boru hatlarıyla doğal gaz ithalatı dörtte bir oranında düştü. Aynı durum İran için de geçerli. Bu yılın başlarında Türkiye, İran’dan doğal gaz ithalatını sıfıra indirmeyi başardı ve daha ileriye giderek yakın gelecekte Nahçıvan’ın gaz ihtiyacını İran yerine Türkiye’nin karşılayacağını bildirdi.

Şimdiye kadar, Bakü en azından görünüşte bölgesel ve dış güçler arasında denge kurmaya çalışıyordu. Ancak büyük ihtimalle bu dengenin bozulabilme zamanı gelmiştir. Türkiye’nin Yeni Osmanlıcılık ideolojisine dayanarak bölgede jeopolitik projeler yürütmesine dikkat ettiğimizde, bu sorunun önemi, İran, Rusya ve Ermenistan’ın çıkarları ve ulusal güvenlikleri açısından daha da artıyor. Türkiye’nin Yeni Osmanlıcılık politikasının en son örneği, Osmanlı döneminde Nuri Paşa’nın bölgeye operasyonunu hatırlatması ve yaptıklarıyla gurur duymasıdır. Aslında Türkiye’nin bu tür eylemleri, bölgeyi savaştan başka hiçbir yere götürmüyor.

Güney Kafkasya’da baş veren askeri olayların analizi ve incelenmesi için bölgenin göstergesi olarak kabul edilen iki faktör önemlidir. Bu faktörlerin her ikisi de etkinleştirildiğinde, gerilim zirveye ulaşabilir. Birincisi krizin diğer bölgelere yayılma potansiyeli, ikincisi dış güçlerin doğrudan “müdahalesi” meselesidir. Şimdi, Türk birliklerinin bölgeye girişi ve toprak anlaşmazlıklarının çatışmanın çeşitli noktalarına yayılması, kontrol edilmediği takdirde uluslararası nitelik kazanabilecek ve İran’ın sınırlarını tehlikeye atacak krizin ortaya çıkması için daha büyük bir zemin oluşturdu.

Aslında savaş durumunda olan iki ülkede askeri tatbikatların düzenlenmesi, tatbikatların birkaç hafta önce askeri çatışmaların yaşandığı sınırları kapsamasının elbette her an gerçek bir savaşa dönüşme riski taşıdığından dolayı çok tehlikeli bir adımdır. Nahçıvan’ın kuzey sınırı Erivan’dan sadece 40 km uzaklıktadır ve Sederek gibi bazı yerleşimleri Ermenistan’ı Karabağ'a  bağlayan ana yol olan Laçın (Karvaçar) koridoruna yakındır. Dolayısıyla, Türkiye’nin bu bölgelerdeki varlığı tehditler içermektedir.

İran açısından sınırlarına bitişik bölgelerdeki çatışmaların durdurulması büyük önem taşıyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin yabancı bir güç olarak müdahalesi, İran sınırlarının dış korunması üzerinde olumsuz bir etki bırakabilecek.

Karşılaştırma yapmak gerekirse, geçtiğimiz yıllarda Türkiye’nin Suriye, Libya ve Irak’taki varlığı ve kuzey Suriye varlığı, durumu daha savunmasız hale getirdi ve bu bölgelerde barışın sağlanmasına hiçbir şekilde katkıda bulunmadı. Türkiye hükümetinin dünya görüşünün bir ulus devletten saldırgan bir devlete dönüşmesi, uluslararası antlaşmaların ve sınırların değeri ve önemine değer vermemesi göz önünde bulundurulduğunda sorun daha da karmaşık bir hal alıyor. Özellikle, 1926 tarihli Ankara Antlaşması’nın aksine Türkiye’nin Musul ve Kerkük’e yönelik toprak iddiaları, gelecek krizlerin ortaya çıkma potansiyelinin örneklerinden biridir. Sadabat Paktı, Türkiye’nin bölgedeki dört ülkeyle yaptığı diğer önemli antlaşmalardan biridir ve en azından İran’la ilgili 7. Maddesi sürekli ihlal ediliyor. Nahçıvan’a gelince, Türkiye’nin Nahçıvan’la ilgili Osmanlı döneminden günümüze kadar gelen jeopolitik hedefleri, büyük önem taşımaktadır ve bir kısmı 1921 tarihli Kars Antlaşması’yla hayata geçirilmiştir.

Öte yandan, Türkiye ve Azerbaycan’ın İran ve Rusya’ya olan enerji bağımlılıklarından kurtulmak için büyük çaba sarf ettikleri açıktır. Bütün bunların resmi makamlar tarafından açıklanmamasına rağmen, Tavuşta baş vermiş çatışma ve ondan önceki ve sonraki günlerde meydana gelen olaylar, bunların kanıtıdır. Tüm bunları göz önünde bulundurarak ve Türkiye’nin adımlarını analiz ederek, tüm olasılıkla bu ülkenin İran’ın memnuniyetsizliğine de neden olabilecek süreçlere katılmaya karar verdiğini söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu durumda en iyi önlem enerjide dışa bağımlılığın azatılmasıdır.

Azerbaycan ile Türkiye arasındaki mevcut siyasi, askeri ve güvenlik süreçleri, İran’ın çıkarlarına, enerjide dışa bağımlılık olamayacağı kadar aykırıdır. Bakü, planlar yaparken bazen İran ve Rusya’nın yakın komşuları olduğunu unutuyor. Azerbaycan’ın Türkiye ile, o da sadece Nahçıvan kısmında 15 kmlik sınırı varken, İran ve Rusya ile sınırı yaklaşık 20 kat daha uzundur.

Azerbaycan Cumhuriyeti, güç dengesini değiştirerek toprak sorunlarını çözebileceğini ve bölgeyi Türkiye nüfuz alanına dönüştürmeyi düşünüyorsa, beklentilerine aksine, kendisi için çözüme katkıda bulunmayacak, tam tersi çatışmanın aktif coğrafi alanını Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nden Nahçıvan ve Tavuş’a doğru genişletecek yeni bir istikrarsızlık ve sorun dönemi başlayabileceğini hesaba almalı.

Bir sonraki aşama, Türkiye’nin gösterişli adımları, sözlü desteği ve açıklamalarıdır. Bakü, Türkiye’nin dolaylı ve sözlü desteğini çok kez almıştır.  Bu açıdan, bu tatbikatlar, ciddi adımlar atmaktan ziyade, Hazar Denizi’ndeki doğal gaz ve petrol kaynakları başta olmak üzere, ekonomik projeler ve sermaye elde etmeye yönelik olabilir.



Yorumlar

Hiç yorum yok

İlk yorumu sen yap