gazeteniz
Sena KILINÇ

BİR NOYANGİLLER HİKAYESİ

Sena KILINÇ 4597 görüntüleme

Sevda Noyan'ın nefret konuşmasından sonra kendisinin geçmişte nasıl bir Fetö sevici olduğunun gündeme gelmesi çok gecikmedi. Gülen'e aşık olanların şimdilerde küfretmesi artık alıştığımız bir durum halinde. Kandırıldık, aldatıldık, bilmiyorduk gibi söylemlerle büyük aşkının üzerini kapatmaya çalışanların başarılı olamadığı bir gerçek aslında. Ama bu çarkedişler , bu dönüşler bana zaten bu siyasi tabanın temelinin dönüş ve çark edişle başladığını hatırlattı. Aslında bu neo-liberalist Siyasal İslamcıların bir zamanların 'tapusuz tevhitçi' si olduğunu anımsayınca bugün yaşanan bu çarklara 'neden şaşırıyorsun ki?' dedim kendi kendime.


Hani bir zamanların radikal ahi'leri, uhti'leri vardı. Bir kaçı bir araya gelip konuştukları zaman masada dönen en mühim konu Tevhid olurdu. Yönetimden rejim diye bahsedilir, tağuti rejimin küfür düzenine lanetler yağdırılır, hep beraber birlik olup şer'i düzeni getirmek için devrim marşları söylenerek bitirildi bu mangalda kül bırakmayan konuşmalar. Seyyid Kutub' un Fi Zilal' ini üç beş kez yalayıp yutmuş olmak yetmezdi bu ülkenin yönetim şeklinin taguti bir yönetim şekli olduğunu anlamak , kıyasıya mücadele etmek gerektiğinin farz olduğunun idrakine varmak için. Hasan el-Benna' nın Risalelerinden mücadeleci ruh nasıl olur örnek almak gerekirdi. Duvarlara; '' Hapsedilmem halvet, sürgün edilmem hicret, öldürülmem şehadettir! '' yazmak devrimci olmanın olmazsa olmaz nişanelerindendi. Tevhid sancağı taşıyıp Kudüs Mitinglerinde en önde koşturmak ümmet için atan kalplerin samimiyetlerini arz edişleriydi.


Şiarlar vardı. Şirkti oy kullanılmazdı. Çocuklar zorunlu eğitimden sonra okula gönderilemezdi çünkü pragmaya esir olmanın, kapitalizmin en ön koltuğundan yer kapmanın anlatıldığı dünyalık şeyleri aşılayan kurumlardı okullar. Zaten başörtülü velileri kimse adam yerine koyup ilgilenmezdi veliler toplantısında. Öğrenci de annesi okula gelsin istemezdi işin açığı ötekileştirmenin açıkça yapılması sebebiyle bu durumun derslerde kendisine yansıyacağını bilerek. Küfrün propagandasını yapmaktan başka bir işe yaramazdı havuz medya bu yüzden haberler bile izlenmezdi. Devlet kurumlarında çalışmak helal midir haram mıdır bir türlü karar verilemez şüpheli olarak görülüp: "Mecbur değilse süpürge satsın ama yine de devlet kurumlarında çalışmasın kimse kardeşlerim." denilirdi. Samimiydi inancında bu ahi'ler, bu uhti'ler. Doğruları uğruna, inançları uğruna pek çok zorluklara göğüs gerdiler. Ötekileştirme ve etiketlemelere karşı direndiler.

Sonra... Sonra samimiyetle kendi inancını koruyan çok azı dışındakilerin Tevhid sancakları parti bayraklarına dönüştü. Seyyid Kutupların, Hasan el-Bennaların yerini il başkanları, parti öncüleri, reisleri aldı. Kutsal kitapları da değişti tabi. Tagut mu? Kendilerine imkan veriyor ise çok da tagut sayılmazdı.


Başörtüsünü serbest bırakıp müslümanlara imkan sunmuş olması tagutluktan çıkarıyordu ya zaten. Farkındalar mıydı bilmiyorum okula dünyevileşir diye göndermedikleri çocukları kapitalizmin gözde

mekanlarından çıkmaz oldu. Artık kendi kızlarını evlendirirken kendileri diploma sordular ahi'lerine. En iyi üniversitede şahsa hitaben yüksek lisans ilanları verdirilerek yani seçilmiş gibi yapıp girdikleri üniversiteleri, başarı(!) ile bitirmek zorunluluğuydu uhti'nin. Çünkü bilmem nerenin ihalesini kapmış ahi'ye denk olması gerekti. Oysa oysa sadece bir kaç yıl öncesinde beraber omuzlamışlardı okulda kendilerine dini kimlikleri sebebiyle yapılan haksızlıkları.


Pragmanın esiri olmamak için "mülk Allah' ındır" diyenlerin 150 metre kareden aşağı evi yoktu artık. Eskiden din düşmanlarının olan her imkan, her sosyal tesis, her mülk, her imtiyaz, her öncelik artık onlarındı. Evet devlet yıkıp devlet kurdukları masada bu tip yolsuzluklar yapmanın haram olduğunu söyleyip mevcut hükümetin sadece kendinden olanlara çalıştığından dert yanmış olabilirlerdi. Dün dündü. Maslahat gereğiydi hem bunlar. Medya da onlarındı artık. Onlardan olmayan onların istediği kadar konuşurdu. Gerçek olan şuydu ki sadece kendi partileri İslam hakikatini takip ediyordu. Bu yüzden meşruydu İslam(!) yolunda tüm yapılanlar. Dünün Kudüs mitinglerinde en ön sırada slogan atanlar bugün Mavi Marmara'ya one minute'lik sessizlikteydi. Dünün "Türkiye daru-l harptir." deyip Cuma namazı kılmayanları, bugün Cuma vaazlarında firavunun övülmesine "elhamdülillah" diyordu. İşin açıgı firavun kendi mahallelerinin çocuğuysa maslahat gereği biat edilir, karun onları zenginleştirmek için faizli muamele yapıyorsa helalleştirmenin bir yolu bulunurdu.


Yani bu hikaye zaten bir dönüş ile başlamıştı...